Felsefe, insan düşüncesinin en derin ve kapsamlı sorgulamalarını barındıran bir disiplin olarak, çeşitli kollara ayrılır: analitik felsefe, Kıta Felsefesi, zihin felsefesi, fenomenoloji gibi. Felsefenin önemli bir alanı ise eleştirel düşünce ve diyalektik. “Neden felsefe?” sorusuna günümüze değin verilen birçok cevap olmakla birlikte felsefenin insanın kendini, dünyayı ve bilgiyi anlamaya yönelik temel arayışının ifadesi olduğu hususunda fazla bir ayrım bulunmaz. Felsefenin bu arayışta oynadığı rol, sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda var olan bilgiyi sorgulamak, eleştirmek ve yeniden yapılandırmaktır.
Eleştirel düşünce, felsefenin temel taşlarından biridir. Bu düşünce biçimi, dogmatik kabulleri reddeder, ön yargıları sorgular ve her türlü iddiayı mantık ve akıl süzgecinden geçirir. Felsefe, bu yönüyle bireyin düşünsel bağımsızlığını güçlendirir ve onu pasif bilgi tüketicisinden şüphe duyan, aktif bir sorgulayıcıya dönüştürür.
Diyalektik ise felsefenin önemli bir yapıtaşıdır. Diyalektik, iç çelişkileri ortaya koyan ve bu çelişkilerin dinamik yapısına uygun olarak sürekli kendini yenileyen bir düşünce biçimini imler. Başka bir deyişle, düşüncelerin ve gerçekliğin sürekli değişim ve gelişim içinde olduğunu kabul eder. Böylece felsefe, statik ve mutlak doğrular yerine, sürekli yenilenen ve derinleşen bir bilgi anlayışını benimser.
Felsefenin eleştirel ve diyalektik doğası, toplumsal ve bireysel dönüşümlerin de motorudur. Eleştirel felsefe, mevcut düzeni sorgulayarak mümkün olan başka yapısallıkları sorgular. Diyalektik ise bu süreçte karşıt görüşlerin çatışmasıyla yeni düşünce ve anlayış biçimlerinin ortaya çıkmasını sağlar.
Haliyle, felsefe sadece soyut bir düşünce faaliyeti değil, aynı zamanda yaşamın her alanına nüfuz eden, insanın kendini ve dünyayı anlamlandırma çabasının eleştirel ve diyalektik ifadesidir. Bu yüzden “neden felsefe?” sorusu, insanın sürekli kendini yaşamın kendisi gibi dinamik, çelişkileri idrak eden ve onlardan kaçmayan bir bilince ulaşma arzusunun en temel ifadesi olarak addedilebilir.