<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Küçük Mantık &#8211; Kaptan Akademi</title>
	<atom:link href="https://kaptanacademy.org/tag/kucuk-mantik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kaptanacademy.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 05 Apr 2023 23:02:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Raya Dunayevskaya’dan: Hegel’in FELSEFİ BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ – MANTIK Üzerine Notlar – 3 (SON BÖLÜM)</title>
		<link>https://kaptanacademy.org/raya-dunayevskayadan-hegelin-felsefi-bilimler-ansiklopedisi-mantik-uzerine-notlar-3-son-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengizhan Kaptan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 23:02:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Teori]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[Dunayevskaya]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Lenin]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Öz]]></category>
		<category><![CDATA[Raya Dunayevskaya]]></category>
		<category><![CDATA[Varlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cengizhankaptan.com/?p=953</guid>

					<description><![CDATA["Felsefi yöntem sentetik olduğu kadar analitiktir de… ancak bunun için kendi hayallerimizin ve görüşlerimizin sürekli küstahlığından uzak durma çabası gereklidir"]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-large-font-size"><strong>Bölüm III &#8211; VARLIK, ÖZ, KAVRAM ÖĞRETİLERİ</strong></p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Yedinci Bölüm: Mantığın İlk Alt Bölümü&#8221; &#8220;Varlık Öğretisi&#8221;</strong></p>



<p>Nitelik, Nicelik, Ölçü kategorilerine ya da Varlık, Hiçlik ve Oluş meselesine girmeyeceğim. Bunun yerine burada yapacağım tek şey, [Hegel&#8217;in] düşüncesinin özgünlüğü hakkında bir fikir edinmeniz ve onun soyutlamalarının hiç de soyutlama olmadığını fark etmeniz için felsefe tarihinden örneklere işaret etmek olacaktır. Örneğin, Nitelik bölümünden iki şey kendi adına konuşacaktır:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Felsefe tarihinde Mantıksal İdea&#8217;nın farklı aşamaları, her biri Mutlak&#8217;ın belirli bir tanımına dayanan birbirini izleyen sistemler şeklini alır. Mantıksal İdea&#8217;nın soyuttan somuta doğru bir süreç içinde kendini açtığı görüldüğünden, felsefe tarihinde en eski sistemler en soyut olanlardır ve bu nedenle aynı zamanda içlerinde en az şeyi barındırırlar. Daha önceki felsefe sistemlerinin daha sonraki felsefe sistemleriyle olan ilişkisi de daha öncekilerin mantıksal İdeanın daha sonraki aşamalarıyla olan ilişkisine çok benzer; başka bir deyişle, öncekiler sonrakilerde korunur, ancak ikincil ve işlevsel bir konumda. Felsefe tarihinde çok yanlış anlaşılan bir olgunun gerçek anlamı budur &#8211; bir sistemin bir diğeri tarafından, bir öncekinin bir sonraki tarafından çürütülmesi</em></strong> (¶86)….&#8221;<strong><em>Görüş, her zamanki düşünce eksikliğiyle, belirli şeylerin baştan sona pozitif olduğuna inanır ve onları Varlık biçimi altında hızlı bir şekilde korur. Ancak salt Varlık meselenin sonu değildir</em></strong>&#8221; (¶91).</p>



<p>Küçük puntolarla yazılmış bölümlerin Hegel&#8217;in sözlü olarak alıntıladığı bölümler olduğunu hatırlayın ve böylece, örneğin &#8220;Kendi-için-Varlık&#8221; gibi bir şeyden söz ettiğinde boş yüzlerle bakan dinleyicilerine verdiği tepkiye dair bir fikir edinmiş olursunuz. Şimdi de aşağıdakileri okuyun:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Atom felsefesi İdea&#8217;nın tarihsel gelişiminde hayati bir aşama oluşturur. Bu sistemin ilkesi Çokluk şeklindeki Kendi-için-Varlık olarak tanımlanabilir. Şu anda, metafizikten kaçınmak isteyen doğa öğrencileri Atomizm&#8217;e olumlu bakmaktadır. Ancak kendimizi Atomizmin kollarına atarak metafizikten kaçmak ve doğanın izini düşünce terimlerine kadar sürmekten vazgeçmek mümkün değildir. Atomun kendisi aslında bir düşüncedir; dolayısıyla maddenin atomlardan oluştuğunu savunan teori metafiziksel bir teoridir. Newton fiziğe metafizikten sakınması için açık bir uyarıda bulunmuştur, bu doğrudur; ancak onuruna söylenecek olursa, kendi uyarısına hiçbir şekilde uymamıştır. Yalnızca salt fizikçiler hayvanlardır: onlar düşünmezler: oysa insan düşünen bir varlıktır ve doğuştan metafizikçidir.</em></strong>&#8220;</p>



<p>(Gerisini &#8220;kendiniz okuyun&#8221;- kaçırılmayacak kadar önemli ¶98.)</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Sekizinci Bölüm: Mantığın İkinci Alt Bölümü &#8220;Öz Öğretisi&#8221;</strong></p>



<p>Burada yine, Büyük MANTIK&#8217;ı özetlerken ele aldığım ve burada okuması nispeten daha kolay olan Özdeşlik, Farklılık, Çelişki vb. kategorilere girmeyeceğim. Beni ilgilendiren ise örnekler ve arada bir de &#8220;<strong><em>Felsefenin amacı kayıtsızlığı ortadan kaldırmak ve şeylerin gerekliliğini öğrenmektir</em></strong>&#8221; (¶119) gibi kolay tanımlar. Bu yüzden, ardından gelen genellemeye her zaman ekstra bir ışık tutan tarihsel temele geri dönüyoruz:</p>



<p>&#8220;Sofistler, Yunanlıların ahlak ve din konularında salt otorite ve gelenekten hoşnut olmamaya başladıkları ve olguların toplamının düşüncenin müdahalesi ve eylemine bağlı olduğunu görmenin ne kadar gerekli olduğunu hissettikleri bir zamanda ortaya çıktılar…..Sofistliğin öğretilen şeyle hiçbir ilgisi yoktur: -bu (öğretilen) her zaman doğru olabilir (doğru olarak gösterilebilir). <strong><em>Safsatacılık, savunma için olduğu kadar saldırı için de kullanılabilir olan gerekçelerle öğretme formel durumunda gizlidir</em></strong>&#8221; (¶121).</p>



<p>Bu bölümün &#8220;Gerçeklik&#8221; başlıklı son kısmının tamamının çalışılmasını tavsiye ediyorum. Bu sadece bir içerik meselesi ya da edimselliğin düşünceyle ilişkisi ve tersi konusundaki derin ısrarı değildir (&#8220;<strong><em>Fikir edimsel olduğu kadar mutlak olarak etkindir de</em></strong>&#8220;) (¶142). Hegel elbette bunu asla söylemese de, her bilim, felsefe ve hatta sınıf mücadelesi içinde özgürlüğe doğru bir harekettir; yine de [kişi] zorunluluğun gerçekliğinden ve Hegel&#8217;in burada yazdığı 24 paragraftan daha kısa bir biçimde özetlenmesi imkansız olan gerçek dünya çelişkilerinin içinden geçmelidir (¶142-159).</p>



<p>Zorunluluk üzerine olan ve şöyle biten bölümden sık sık alıntı yaptığımı duymuşsunuzdur: &#8220;<strong><em>Bir insan özgür olduğunun bilincinde olduğu sürece, ruhunun uyumu ve zihninin huzuru nahoş olaylar tarafından bozulmayacaktır. Bu nedenle, insanın hoşnutluğunun ve hoşnutsuzluğunun kökeninde yatan ve bu şekilde kaderlerini belirleyen şey, onların Zorunluluk hakkındaki görüşleridir</em></strong>&#8221; (¶147). Şimdi gidin ve o sayfaları inceleyin.</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Dokuzuncu Bölüm: Mantığın Üçüncü Alt Bölümü &#8220;Kavram Öğretisi&#8221;</strong></p>



<p>MANTIK&#8217;ın bu son bölümü çağımız için en geçerli olan felsefi çerçevedir. &#8220;Kavram, kendi varlığının meyvesini veren Öz&#8217;ün gücüdür ve bu nedenle özgür olandır&#8221; dediği en başından itibaren, bir yandan şu andan itibaren kendi başınıza olduğunuzu ve onun içeriğini materyalist, tarihsel bir &#8220;çeviri&#8221; yoluyla sürekli olarak derinleştirmeniz gerektiğini bilirsiniz. Öte yandan, onun sağlam temeli üzerinde durmadığınız sürece bunu yapamayacağınızı da bilirsiniz: &#8220;Kısacası <strong><em>Kavram, içinde daha önceki tüm Düşünce kategorilerinin birleştiği şeydir. O kesinlikle bir biçimdir, ama sonsuz ve yaratıcı bir biçimdir; içerdiği her şeyi kapsar ama aynı zamanda kendisinden salıverir</em></strong>&#8221; (¶160).</p>



<p>Olga&#8217;ya [Domanski] Evrensel, Tikel ve Bireysel üzerine yazdığım mektubu okumanızı ve ardından bu kategoriler üzerine Hegel&#8217;i okumanızı istiyorum, böylece onun tininin ne kadar azını aktarabildiğimi ve kendi tanımlarının ne kadar değişken olduğunu göreceksiniz. Örneğin şöyle der: &#8220;<em><strong>Bireysel ve Edimsel aynı şeydir…. Evrensel gerçek ve kapsamlı anlamıyla insanın bilincine girmeden önce binlerce yıl geçmesi gereken düşüncelerden biridir</strong></em>&#8221; (¶163). <strong>Sadece bu &#8220;binlerce yıl&#8221; ifadesi üzerinde düşünün</strong>.</p>



<p>Bu kategoriler -&#8220;Evrensel, Tikel ve Bireysel&#8221;- önce Kavram [Öğretisi]&#8217;nde kavram olarak tanımlanırlar, sonra Yargı&#8217;ya, oradan Kıyas&#8217;a ve böylelikle sona kadar giderler ve her birinde farklıdırlar; onları tanımsal bir forma sokmaya çalışırsanız gerçekten boynunuzu kırabilirsiniz. Onlar bir çit içine alınamazlar. Hegel&#8217;in kendisinin, örneğin &#8220;sıradan mantıkta&#8221; sözde temel teoriyi sonuçlandırdığı varsayılan ve ardından size Bölüm I&#8217;de öğrendiklerinizi nasıl uygulayacağınızı göstermesi gereken bir yöntem öğretisi tarafından takip edilen kıyasın bu çitle çevrilmesi üzerine söyleyecek bir şeyleri vardır:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Düşüncenin yalnızca öznel ve biçimsel bir faaliyet olduğuna inanır; Düşüncenin karşısına çıkan nesnel olguyu ise kalıcı ve kendi kendine var olan olarak kabul eder, ancak bu ikilik yarı gerçektir… Diyalektik olarak kendi engelini aşan ve kıyas yoluyla kendisini nesnelliğe doğru geliştiren şeyin öznelliğin kendisi olduğunu söylemek daha doğru olacaktır</em></strong>&#8221; (¶192).</p>



<p>(Dikkatinizi çekmek isterim ki, [C.L.R. James&#8217;in] Troçkizme dönüşümüzü gerekçelendirirken çok kötü bir şekilde kötüye kullandığı ¶212&#8217;deki son cümledir. Alıntının kendisinin hatadan gerekli bir dinamik olarak bahsettiğine, oysa James&#8217;in hatadan dinamikmiş gibi bahsettiğine dikkat edin: &#8220;<strong><em>Hata ya da diğer-varlık, ORTAYA ÇIKARILDIĞINDA VE ÖZÜMSENDİĞİNDE, hakikatin gerekli bir dinamik unsurudur</em></strong>: çünkü hakikat ancak kendisini kendi sonucu haline getirdiği yerde olabilir.&#8221; (Altı çizili ifadenin altını James&#8217;in atladığını vurgulamak için ben çizdim). (5)</p>



<p>Mutlak İdea ile ilgili son bölüm son derece kısaltılmıştır ve hiçbir şekilde size MANTIK BİLİMİ&#8217;ne giren her şeyi vermez, ancak çok dikkatli okursanız size Büyük MANTIK&#8217;taki çalışmasını tanıtmaya hizmet edecektir. Ondan sadece üç düşünceyi alıntılayacağım:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Mutlak İdea, her şeyden önce, teorik ve pratik ideanın birliğidir ve bu nedenle aynı zamanda yaşamın idrak ideasıyla birliğidir…. Yaşamın kusuru, yalnızca kendinde ya da doğal olarak idea olmasında yatar: oysa idrak eşit derecede tek taraflı bir şekilde, yalnızca bilinçli idea ya da kendisi için ideadır, Birlik… (¶236). Mutlak idea hakkında anlamsız bir sürü laf kalabalığı yapmak kesinlikle mümkündür, ama onun gerçek içeriği yalnızca şimdiye kadar gelişimini incelediğimiz sistemin bütünüdür</em></strong>&#8221; (¶237).</p>



<p>Felsefi düşünceye ulaşmak için kişinin kendi görüşünün bitmek tükenmek bilmeyen öneminden kaçınacak kadar güçlü olması gerektiği ifadesine bayılıyorum:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Felsefi yöntem sentetik olduğu kadar analitiktir de… ancak bunun için kendi hayallerimizin ve görüşlerimizin sürekli küstahlığından uzak durma çabası gereklidir</em></strong>&#8221; (¶238).</p>



<p>Küçük MANTIK&#8217;taki tüm kitabın son cümlesi Lenin&#8217;i o kadar memnun etmiştir ki, &#8220;paragrafın geri kalanının&#8221; önemli olmadığını belirterek sanki MANTIK BİLİMİ [orada] sona ermiş gibi yazmıştır. Mutlak İdea üzerine 1953 mektuplarımın tüm gerekçesi, Büyük MANTIK&#8217;taki paragrafın geri kalanında yatmaktadır. Lenin&#8217;in materyalizme el uzattığı için sevdiği cümle şudur: &#8220;Varlıkla başladık, soyut varlıkla: şimdi bulunduğumuz yerde Varlık olarak İdea&#8217;ya da sahibiz: ama Varlığa sahip olan bu idea Doğa&#8217;dır.&#8221; Bu, yazılı son cümleyi takip eden sözlü açıklamadır:</p>



<p>&#8220;<em><strong>Ama fikir (İdea) mutlak olarak özgürdür; ve onun özgürlüğü, yalnızca yaşamın içine geçmediği ya da sonlu bilişin yaşamın onda görünmesine izin verdiği anlamına gelmez, ama kendi mutlak hakikati içinde, tikelliğinin unsurunun ya da ilk nitelendirmenin ve öteki-varlığın, dolaysız fikrin, onun yansıması olarak, Doğa olarak kendisinden özgürce çıkmasına izin vermeye karar verir</strong></em>&#8221; (¶244).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Raya Dunayevskaya’dan: Hegel’in FELSEFİ BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ – MANTIK Üzerine Notlar – 2</title>
		<link>https://kaptanacademy.org/raya-dunayevskayadan-hegelin-felsefi-bilimler-ansiklopedisi-mantik-uzerine-notlar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengizhan Kaptan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 22:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Teori]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[Dunayevskaya]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Kıta Felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[marx ve engels]]></category>
		<category><![CDATA[Raya Dunayevskaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cengizhankaptan.com/?p=941</guid>

					<description><![CDATA[Nerede hareket varsa, nerede yaşam varsa, nerede herhangi bir şey gerçek dünyada hayata geçiriliyorsa, orada Diyalektik iş başındadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-large-font-size"><strong>Bölüm II &#8211; NESNELLİĞE KARŞI TUTUMLAR</strong></p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Üçüncü Bölüm: Nesnel Dünyaya Karşı Düşüncenin Birinci Tutumu</strong></p>



<p>On iki sayfalık kısa bölümde inanç ve soyut anlayıştan skolastik düşünceye, dogmatizmden metafiziğe kadar Kant öncesi düşüncede yer alan her şey ele alınmaktadır. Ele alınan konuların çeşitliliği düşünüldüğünde bunun ne kadar yalın olduğu dikkat çekicidir. Üstelik bu, onun [Hegel&#8217;in] daha büyük olan MANTIK&#8217;ta yapmadığı bir şeydir. Nesnelliğe yönelik tüm tutumlar yalnızca Küçük MANTIK&#8217;ta ortaya çıkan bir şeydir.</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Dördüncü Bölüm: Nesnel Dünyaya Karşı Düşüncenin İkinci Tutumu</strong></p>



<p>Bu konuda şöyle demektedir: &#8220;<strong><em>Ampirizm, nesneleri analiz ederken onları oldukları gibi bıraktığını varsayarsa bir yanılgıya düşer; gerçekten de somutu soyuta dönüştürür… Hata, bunun sürecin yalnızca yarısı olduğunu ve asıl noktanın bölünmüş olanın yeniden birleştirilmesi olduğunu unutmakta yatmaktadır</em></strong>&#8221; (paragraf 38). Ve son olarak aynı paragrafta şöyle der:</p>



<p>&#8220;<strong><em>O halde bu duyusal alan Ampirizm için sadece bir veri olduğu ve olmaya devam ettiği sürece, bir esaret doktrinine sahibiz; çünkü mutlak olarak yabancı bir dünya ile değil, ikinci benliğimiz olan bir gerçekle karşı karşıya kaldığımızda özgür oluruz.</em></strong>&#8220;</p>



<p>Eleştirel okulla birlikte, düşüncede bir devrime ulaştığımız açıktır ancak bu okul, düşünceyi deneyimden ayırdığı için eleştirel olmaktan çıkmıştır:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Bu görüş en azından tüm bilincin doğasına doğru bir ifade verme erdemine sahiptir. İnsanın tüm çabalarının eğilimi dünyayı anlamak, onu kendine mal etmek ve boyun eğdirmektir; ve bu amaçla dünyanın olumlu gerçekliği olduğu gibi ezilmeli ve öğütülmelidir, başka bir deyişle idealize edilmelidir</em></strong>&#8221; (paragraf 42).</p>



<p>Ayrıca Kant&#8217;ı Aklı &#8220;<strong><em>sonlu ve koşullu bir şeye indirgemekle, onu sonlu ve koşullu anlayış alanının ötesine geçmekle özdeşleştirmekle suçlar. Gerçek sonsuz, sonlunun salt bir aşılması olmaktan uzak olup, her zaman sonlunun kendi tam doğası içinde soğurulmasını kapsar…. Bununla birlikte, mutlak idealizm, vulgar-realist aklın çok ilerisinde olsa da, hiçbir şekilde yalnızca felsefeyle sınırlı değildir</em></strong>&#8221; (paragraf 45).</p>



<p>Bu nedenle Kant&#8217;ın sistemini &#8220;düalist&#8221; olarak değerlendirir, öyle ki &#8220;<strong><em>temel kusur, bir an önce bağımsız ve birleşme yeteneğinden yoksun olduğu açıklanan şeyi bir anda birleştirmenin tutarsızlığında kendini gösterir</em></strong>&#8221; (paragraf 60). Yine de Kant&#8217;a yönelik en büyük eleştirisi, felsefesinin birleştirmeyi başaramaması, yani birleştirme biçiminin tamamen dışsal olması ve içsel birlikten kaynaklanmamasıdır: &#8220;<strong><em>Kategorilerin sonlu olmasının nedeni öznel olmaları değildir: doğaları gereği sonludurlar…</em></strong>&#8221; Sonunda Hegel&#8217;in Kant ve Fichte&#8217;yi nasıl hem ayırdığına hem de birleştirdiğine dikkat edin:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Sonuçta Kantçı sistem, düşüncenin kendi yapısını oluştururken kendiliğinden hareket ettiği ilkesini yalnızca biçimsel olarak ortaya koymuştur. Düşüncenin bu kendi kendini belirleme biçiminin ve kapsamının ayrıntılarına Kant asla girmedi. Eksikliği ilk fark eden Fichte&#8217;ydi; ve kategoriler için bir çıkarım eksikliğine dikkat çektikten sonra, gerçekten bu türden bir şey sağlamaya çalıştı. Fichte&#8217;de &#8220;Ego&#8221; felsefi gelişimin başlangıç noktasıdır… Bu arada, itkilerin doğası bizim soluğumuzun ötesinde bir yabancı olarak kalır… Kant&#8217;ın kendinde-şey dediği şeye, Fichte dışarıdan gelen itki der</em></strong>&#8221; (paragraf 60).</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Beşinci Bölüm: Düşüncenin Nesnel Dünyaya Karşı Üçüncü Tutumu</strong></p>



<p>Bana göre, Hegel&#8217;in &#8220;Dolaysız ya da Sezgisel Bilgi&#8221; olarak adlandırdığı ve neredeyse tamamen Jacobi&#8217;ye ayrılmış olan bu bölüm, Hegel&#8217;in daha geniş MANTIK&#8217;ında diğer düşünce okullarını ele alış tarzından farklı olarak en önemli ve esasen tamamen yenidir. Bu yenilik, Jacobi&#8217;yi (ve Fichte ve Schelling&#8217;i) büyük MANTIK&#8217;ta olduğu kadar yıkıcı bir şekilde eleştirmemesinden değil, bir bölüm ayırarak ve bu bölümü, sıradan bir zihin için Kant&#8217;tan kendi diyalektik felsefesine gitmesi gerektiği zaman ortaya çıkararak bir kategori oluşturması anlamında gelir. Hegel bize, kişinin mutlaka DOĞRUDAN daha yüksek bir aşamaya gitmediğini, ancak aniden felsefenin eski bir aşamasına geri dönüşle karşılaşabileceğini ve bu nedenle tamamen &#8220;gerici&#8221; olduğunu söylüyor. (Bu onun kelimesi, gerici.)</p>



<p>Jacobi&#8217;nin felsefesine yönelik ilk eleştiri, inancın bile KANITLANMASI gerektiği analizidir; aksi takdirde, herhangi birinin sözleriyle Hıristiyanlık kadar görkemli bir şey mi yoksa bir öküze tapmak kadar geri bir şey mi olduğunu ayırt etmenin bir yolu olmazdı. Hiçbir kelime Hegel&#8217;inkinin yerini tutamaz:</p>



<p>&#8220;<strong><em>İNANÇ terimi bize Hıristiyan dininin inancını hatırlatmak gibi özel bir avantaj sağlar; Hıristiyan inancını içeriyor, hatta belki de onunla örtüşüyor gibi görünür; ve böylece İnanç Felsefesi tamamen dindar ve Hıristiyan bir görünüme sahip olur, bu görünümden güç alarak keyfi sözlerini daha büyük bir otorite iddiasıyla söyleme özgürlüğüne sahip olur. Ancak sadece sözel bir benzerlik aracılığıyla gizlice sağlanan bu görünümün bizi aldatmasına izin vermemeliyiz. Bu iki şey temelden farklıdır. İlk olarak, Hıristiyan inancı kilisenin belirli bir otoritesini içerir: ama Jacobi&#8217;nin felsefesinin inancı, onu ortaya koyan filozofunkinden başka bir otoriteye sahip değildir. İkincisi, Hıristiyan inancı nesneldir, bir bilgi ve öğreti sistemi şeklinde büyük bir içeriğe sahiptir: felsefi inancın içeriği o kadar belirsizdir ki, kolları Hıristiyan inancını kabul etmeye açıkken, aynı zamanda Dalai Lama&#8217;nın, öküzün ya da maymunun tanrısallığına olan inancı da içerir, böylece, gittiği yere kadar, Tanrıyı en basit terimlerine, Yüce Varlığa kadar daraltır. Bu sistemin öne sürdüğü anlamda ele alındığında inancın kendisi, dolaysız bilginin anlamsız bir şekilde soyutlanmasından başka bir şey değildir</em></strong>&#8221; (paragraf 63).</p>



<p>Hatırlayacaksınız (Johnson&#8217;dan ayrıldığımızda bizimle birlikte olanlar), bu tutumu Johnsoncılığın tam bir vücut bulmuş hali olarak kullanmıştık [Johnson&#8217;ın] &#8220;eskiden kopmamız&#8221; ve neyin eski neyin yeni olduğunu sınıfsal bir bağlamda ya da dolaysız bir tarihsel çerçevede bile belirtmeksizin yalnızca &#8220;yeni&#8221;ye bağlı kalmamız gerektiğine dair yayınladığı bir dizi mektupta görüldüğü gibi. Bu Hegel&#8217;in &#8220;dolayımın dışlanması&#8221; dediği şeydir ve Jacobi&#8217;ye yönelik eleştirisinde şöyle diyerek en yüksek zirvesine çıkar: &#8220;Hegel&#8217;in ayırt edici öğretisi, dolayımların tamamen dışlanmasıyla yalnızca dolaysız bilginin doğru bir içeriğe sahip olabileceğidir&#8221; (paragraf 65). Bu düşünceyi daha da genişletir (paragraf 71):</p>



<p>&#8220;<strong><em>Sezgisel okulun tek taraflılığının, temel ilkeyi tartıştığımıza göre, ana özelliklerine işaret etmeye devam edeceğimiz bazı özellikleri vardır. Bu sonuçların ilki aşağıdaki gibidir. Hakikatin ölçütü içeriğin karakterinde değil, bilinç olgusunda bulunduğu için, iddia edilen tüm hakikatlerin öznel bilgiden ve bilincimizde belirli bir olguyu keşfettiğimiz iddiasından başka bir temeli yoktur. Kendi bilincimizde keşfettiğimiz şey böylece abartılarak herkesin bilincinin bir gerçeği haline getirilir ve hatta zihnin doğası olarak kabul edilir.</em></strong>&#8220;</p>



<p>Birkaç paragraf sonra (76. paragraf) Hegel &#8220;gerici&#8221; terimini kullanır &#8211; &#8220;<strong><em>Jacobi okulunun gerici doğası. Onun doktrini Kartezyen Felsefe&#8217;deki metafiziğin modern başlangıç noktasına bir geri dönüştür.</em></strong>&#8221; Hegel&#8217;in Descartes&#8217;ı felsefenin başlangıç noktası olarak övdüğünü ve hatta sırf yeni bir çığır açtığı için ondaki metafizik noktalar için bir gerekçe gösterdiğini hatırlamalısınız. Ancak affedemediği şey, kendi döneminde, Kantçı felsefeye çoktan ulaştıktan sonra, geriye dönülmesidir:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Modern öğreti bir yandan olağan bilimsel bilginin Kartezyen yönteminde hiçbir değişiklik yapmaz ve ondan doğan deneysel ve sonlu bilimleri aynı plan üzerinde yürütür. Öte yandan, kapsamı sonsuz olan bilime geldiğinde, yöntemi bir kenara atar ve böylece, başka hiçbir şey bilmediği için, tüm yöntemleri reddeder. Kendini vahşi, kaprisli ve fantastik bir dogmatizmin, ahlaki bir ukalalığın ve duygu gururunun ya da felsefeye ve felsefi konulara karşı en yüksek sesle konuşan aşırı bir fikir yürütme ve akıl yürütmenin kontrolüne bırakır. Felsefe elbette salt iddialara, kanılara ya da çıkarımların keyfi dalgalanmalarına müsamaha göstermez</em></strong>&#8221; (paragraf 77).</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Altıncı Bölüm: Alt Bölümü ile Birlikte Mantığın En Yakın Kavramı</strong></p>



<p>Bu, MANTIĞIN kendisinin üç ana bölümüne girmeden önceki son bölümdür. Kısacası, Hegel&#8217;in bu kısaltılmış haliyle 200 sayfadan biraz daha az yer kaplayacak olan MANTIĞI TANITMASI altı bölüm ya da 132 sayfa sürmüştür. Öte yandan, bu Küçük MANTIK, özellikle daha büyük MANTIK&#8217;la boğuşmuş olan herkes için o kadar kolay olacaktır ki, neredeyse bir roman okuduğunuzu düşüneceksiniz ve aslında, özet üzerinde çok az zaman harcayacağım çünkü şimdi kendiniz için okumaya hazırlandığınıza inanıyorum.</p>



<p>En Yakın Kavrama geri dönersek, Hegel size hemen mantıksal öğretinin üç aşamasının -(1) Soyut ya da Salt Anlama; (2) Diyalektik ya da Negatif Akıl; (3) Spekülatif ya da Pozitif Akıl- aslında her mantıksal gerçekliğe, her kavrama ve hakikate uygulandığını bildirir.</p>



<p>Hegel&#8217;in diyalektiğin tartışmacılara puan kazandırmak için aşağılanması konusunda oldukça esprili olduğu yerler vardır: &#8220;<strong><em>Diyalektik çoğu zaman OLUMLU ve OLUMSUZ argümanların öznel bir tahterevallisinden başka bir şey değildir; burada sağlam düşüncenin yokluğu, bu tür argümanları doğuran incelikle gizlenir</em></strong>&#8221; (paragraf 81). Yine de diyalektiğin ne olduğuna dair en basit ve en derin tanımı tam da bu paragrafta vermektedir: &#8220;<strong><em>Nerede hareket varsa, nerede yaşam varsa, nerede herhangi bir şey gerçek dünyada hayata geçiriliyorsa, orada Diyalektik iş başındadır.</em></strong>&#8220;</p>



<p>Hegel tekrar tekrar, iddia edilen şeyin KANITLANMASI gerekliliğine vurgu yapar. Kanıtlamanın özü, bir şeyin zorunlu olarak şu ya da bu şekilde geliştiği, onu &#8220;<strong>kendinde</strong>&#8221; olduğu şeyden (örtülü olarak), &#8220;<strong>kendi için</strong>likten&#8221; (bir dolayım ya da gelişim sürecinden) geçirerek nihayetinde &#8220;<strong>kendinde ve kendi için</strong>&#8221; olduğu şeye (açık olarak) taşıyan hem tarihsel hem de özsel bir ilişkiden geçmesidir. Ya da başka bir şekilde ifade edecek olursak, potansiyelden gerçekliğe ya da kendisinde içerilen her şeyin gerçekleşmesine.</p>



<p>Son olarak, işte basit yol: <strong>Mantık üç alt bölüme ayrılır: I. Varlık Öğretisi; II. Öz Öğretisi; III. Kavram ve İdea Öğretisi</strong>. Yani, Düşünce Teorisi&#8217;ne [ayrılır]: I. Dolaysızlığı içerisinde (kavram örtük ve sanki mikrop halinde); II. Refleksiyonu ve aracılığında (kavramın kendisi-için-varlığı ve gösterisi); III. Kendi içine dönüşünde ve tümüyle kendisi olmasında (kendinde ve kendisi için kavram… &#8220;Çünkü <strong><em>felsefede kanıtlamak, öznenin kendisini nasıl kendisi tarafından ve kendisinden hareketle olduğu şey haline getirdiğini göstermek demektir</em></strong>&#8220;) (paragraf 83).</p>

<div class="brz-root__container"> </div>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Raya Dunayevskaya&#8217;dan: Hegel&#8217;in FELSEFİ BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ &#8211; MANTIK Üzerine Notlar &#8211; 1</title>
		<link>https://kaptanacademy.org/raya-dunayevskayadan-hegelin-felsefi-bilimler-ansiklopedisi-mantik-uzerine-notlar-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengizhan Kaptan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 17:41:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştirel Teori]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[diyalektik]]></category>
		<category><![CDATA[Dunayevskaya]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Lenin]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[Raya Dunayevskaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cengizhankaptan.com/?p=936</guid>

					<description><![CDATA["Hayvanların, isteklerini tatmin etmek için gerekli malzemeleri toplamaktan başka yapacak bir şeyleri yoktur; insan ise tam tersine, isteklerini ancak gerekli araçları dönüştürerek ve adeta yaratarak tatmin edebilir. Böylece insan bu dışsal şeylerde bile kendisiyle uğraşır."]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Not (CK): Raya Dunayevskaya&#8217;nın Hegel&#8217;in KÜÇÜK MANTIK&#8217;ı üzerine 1961 tarihli notları. <br>Çeviri: Cengizhan Kaptan</p>



<p>Notlarda BÜYÜK MANTIK&#8217;ta yer almayan &#8220;Nesnelliğe Karşı Düşüncenin Üç Tutumu&#8221; üzerine bir bölüm de mevcut. Kantçılık ve Ampirizmin yanında romantizm ve sezgiciliğin de eleştirisini yapar Hegel.</p>



<p>Bu yazının orijinali THE RAYA DUNAYEVSKAYA COLLECTION, 2834-2842&#8217;de bulunabilir.</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>Bölüm Bir: Giriş</strong></p>



<p>Bu kitap KÜÇÜK MANTIK olarak bilinir ve Hegel&#8217;in MANTIK BİLİMİ&#8217;nin kendi özeti olduğu ve ikinci kitaptan okunması çok daha kolay olduğu için, içeriğini özetlemekte çok kısa davranacağım ve neredeyse sadece büyük MANTIK&#8217;ta olanların yeniden aktarımı olmayan, yeni olan bölümlere odaklanacağım.</p>



<p>Yeni olan ilk şey hem kolay üslup hem de Giriş&#8217;te ele alınan farklı konulardır. Üslubun basitliği elbette aldatıcıdır, çünkü daha kapsamlı bir üslup kadar derin bir teori içermektedir ve kişinin tüm sonuçlarını görmese bile bir şeyi anladığını düşünmesine yol açabilir.</p>



<p>Örneğin, ¶2 felsefeyi &#8220;ŞEYLERİ DÜŞÜNME GÖRÜŞÜ&#8230; düşünmenin bilgiye, rasyonel ve kapsamlı bilgiye dönüştüğü bir tarz&#8221; olarak tanımlamaktadır. Ancak okuyucu bu durumda felsefenin sağduyudan başka bir şey olmadığını düşünürse, basit üslubun kurbanı olacaktır. Aslında 18 paragraftan oluşan bu çok basit giriş, felsefenin dinle ilk temasından Kantçı devrime, Hegelci diyalektiğe ve daha da ötesi düşüncenin nesnel dünyayla olan tüm ilişkisine kadar gelişiminin izini sürmenin nihai noktasıdır.</p>



<p>Bu nedenle, fikir ve gerçekliği birbirinden ayırmaya yönelik &#8220;ayrılıkçı eğilim&#8221; hakkındaki paha biçilmez formülasyona bakın:</p>



<p>&#8220;<strong><em>Fikir ve gerçeklik arasındaki bu ayrılık, özellikle analitik anlayışın en sevdiği araçtır. Yine de garip bir şekilde bu ayrılıkçı eğilimin aksine, kendi hayalleri, yarı gerçek olsalar da, anlayışa doğru ve gerçek bir şey gibi görünür; siyaset alanında reçete yazmaktan özel bir zevk aldığı zorunlu &#8216;gereklilik&#8217; ile gurur duyar. Sanki dünya nasıl olması gerektiğini öğrenmek için onu beklemiş de öyle olmamış gibi!</em></strong>&#8221; (¶6)</p>



<p>Aynı paragraf materyalizmin idealizmle olan en derin ilişkisini ifade etmektedir. Eğer MARXİZM VE ÖZGÜRLÜK&#8217;te Lenin&#8217;in düşüncesindeki kırılmayı anlatan bölümü hatırlayacak olursanız, ki bu kırılma ideal olanın gerçek olanla yeni bir ilişkisine dayanıyordu, o zaman bu basit ifade, bunu söyleyenin bir idealist olduğunu düşündüğünüzde derinden sarsıcı olacaktır: &#8220;<strong><em>İdea, fiilen var olmaksızın yalnızca var olma hakkına ya da yükümlülüğüne sahip olacak kadar zayıf değildir.</em></strong>&#8220;</p>



<p>O halde edimsellik (aktüalite), Hegel&#8217;in düşünce için olduğu kadar dünya ve kurumları için de hareket noktasıdır. Hegel söz konusu olduğunda, düşünceye karşı tüm tutumu deneyimle aynıdır, çünkü deneyimde, der Hegel, &#8220;<strong><em>herhangi bir olguyu kabul etmek ve ona inanmak için onunla temas halinde olmamız gerektiği şeklindeki tarif edilemez derecede önemli gerçek yatar</em></strong>&#8221; (¶7). Bütün mesele felsefenin ampirik bilimlerden doğmuş olmasıdır ve aslında ampirik bilimlerin kendileri, eğer onlardan yasalar, genel önermeler, bir teori çıkmasaydı daha fazla ilerleyemezdi ve bu da ampirik olguları ileriye iterdi.</p>



<p>MARXİZM VE ÖZGÜRLÜK&#8217;te entelektüeller arasında büyük tartışmalara yol açan şu cümleyi Hegel&#8217;den &#8220;çaldığımı&#8221; görünce şaşıracaksınız: düşüncede, hatta bir dâhinin düşüncesinde bile, daha önce sıradan insanın eyleminde bulunmayan hiçbir şey yoktur. Hegel&#8217;in bunu ifade etme biçimi, &#8220;<strong><em>düşüncede duyu ve deneyimde bulunmayan hiçbir şey yoktur</em></strong>&#8221; doğruyken, bunun tersinin de aynı derecede doğru olduğunu söylemekti (¶8).</p>



<p>O halde, felsefeyle ampirizme karşı çıkmasının nedeni ampirik olan olmadan da yapabileceğimiz için değil, bu [ampirik &#8211; CK] bilimlerin kendilerinde ve kendiliklerinde bir Evrenselden (¶1) yoksun olmaları, belirsiz olmaları ve bu nedenle de Tikel ile açıkça (¶9) ilişkili olmamalarıdır: &#8220;<strong><em>Her ikisi de</em></strong> [tikel ve evrensel &#8211; CK] <strong><em>birbirine dışsal ve rastlantısaldır ve bir araya getirilen tikel olgular için de durum aynıdır: Her biri diğerine dışsal ve rastlantısaldır.</em></strong>&#8221; Ve (¶2) başlangıçlar çıkarsanmaz, yani bunu yapmak için bir GEREKLİLİK olmaksızın herhangi bir yerden başlarsınız. Elbette, der Hegel, &#8220;<strong><em>bilmeden önce bilmeye çalışmak, Scholasticus&#8217;un yüzmeyi öğrenmeden suya girmeme yönündeki bilgece kararı kadar saçmadır</em></strong>&#8221; (¶10). Ancak, herhangi bir ileri hareket için ampirik olandan eleştirel olana, oradan da spekülatif felsefeye geçilmelidir.</p>



<p>Hegel yalnızca ampirik ve tarihsel olmakla kalmaz (&#8220;<strong><em>Felsefede zamanın en son doğuşu, kendisinden önce gelen tüm sistemlerin sonucudur ve onların ilkelerini içermelidir</em></strong>&#8221; (¶13). Ancak genellemelerle Hakikatten (büyük H ile) bahsedilemeyeceği konusunda ısrar eder: &#8220;Çünkü <strong><em>hakikat somuttur; yani bir ilke ve birlik bağı verirken, aynı zamanda içsel bir gelişim çeşitliliğine de sahiptir</em></strong>&#8221; (¶14). Aslında Hegel, felsefenin hakikatlerinin &#8220;<em><strong>karşılıklı bağımlılıkları ve organik birlikleri dışında DEĞERSİZ olduklarını ve bu durumda temelsiz hipotezler veya kişisel kanaatler olarak ele alınmaları gerektiğini</strong></em>&#8221; söylemekten asla bıkmaz.</p>



<p style="font-size:clamp(15.747px, 0.984rem + ((1vw - 3.2px) * 0.938), 24px);"><strong>İkinci Bölüm: Ön Kavram</strong></p>



<p>Eğer birisi ondan MANTIK BİLİMİ&#8217;ni yazdığı sırada Kavram hakkındaki fikrinin ne olduğunu ön bir şekilde belirtmesini isteseydi, bunun Hegel&#8217;in karşı çıkacağı ve sonuna kadar beklemenizi söyleyeceği bir şey olduğunu fark edeceksiniz. Aslında Marx da KAPİTAL&#8217;de genel mutlak yasalara geçmeden önce somut meta ile başlamanız gerektiğinde ısrar ettiğinde aynı şeyi söylemişti.</p>



<p>Ancak Hegel, bu ANSİKLOPEDİ&#8217;de size ileride ne olacağının bir önizlemesini vermektedir. Bunların bir kısmı yazılı derslerini verirken yaptığı doğaçlama açıklamalar şeklindedir (normal metinden daha küçük puntolarla yazılmış olan paragrafların tamamı Hegel tarafından KONUŞULMUŞ ve &#8220;<em>öğrencileri</em>&#8221; tarafından not alınmıştır). Yunan filozoflarının nasıl eski dinin karşıtları haline geldiklerini anlamanız için düşünce ve gerçeklik arasındaki bağlantıyı sadece genel olarak değil, özel olarak da gösterir: &#8220;<strong><em>Filozoflar, ayrılmaz iki şey olan din ve devleti yıkan devrimciler olarak sürgün edildiler ya da öldürüldüler. Kısacası düşünce, kendisini gerçek dünyada bir güç haline getirdi&#8230;</em></strong>&#8221; (¶19). Burada elbette Sokrates&#8217;in idamına atıfta bulunulmaktadır.</p>



<p>İlginçtir ki, Hegel sadece Tarih&#8217;e değil, düşünmeye giden basit enerjiye dahi kök salmıştır: &#8220;<strong><em>Düşünceyi öznel bir enerji olarak bile incelemek önemsiz değildir</em></strong>&#8221; (¶20). Daha sonra Aristoteles&#8217;ten Kant&#8217;a kadar düşüncenin gelişimini izlemeye devam eder, elbette en yüksek yeri Aristoteles alır: &#8220;<em><strong>Aristoteles zihni bu eylemin haysiyetine yükselmeye çağırdığında, aradığı haysiyet, tüm bireysel görüşlerimizi ve önyargılarımızı bir kenara bırakarak ve gerçeğin egemenliğine boyun eğerek kazanılır</strong></em>&#8221; (¶23).</p>



<p>Özgürlüğün düşünceyle ve genel olarak MANTIĞIN çeşitli parçalarıyla iyi bir ilişkisini [Hegel şöyle dediğinde] elde ederiz: &#8220;<strong><em>Özgürlük için kendimiz olmayan başka bir şeyin varlığını hissetmememiz gerekir</em></strong>&#8221; (¶24). MANTIĞI, DOĞA FELSEFESİ ve TİN FELSEFESİ ile bir kıyas olarak ilişkilendirir: &#8220;<strong><em>Kıyas (tasım &#8211; syllogistic) formu her şeyin evrensel formudur. Var olan her şey tikeldir, tümel ve tekilin yakın bir birleşimidir.</em></strong>&#8221; &#8220;<strong><em>Örneğin kıyası (eski biçimsel mantıkta anlaşıldığı şekliyle değil, gerçek değeriyle) ele alırsak, onun her tikel şeyin Tümel ve tekilin uç noktalarını bir araya getiren bir orta terim olduğu yasasını ifade ettiğini görürüz.</em></strong>&#8220;</p>



<p>MANTIK, &#8220;<strong><em>tüm bilimlerin canlandırıcı ruhu</em></strong>&#8221; olarak adlandırdığı şey olsa da, şu anda ilgilendiği bireysel kategoriler değil, Mutlak&#8217;tır: &#8220;<strong><em>Mutlak daha ziyade her zaman mevcut olandır, düşünebildiğimiz sürece, açık bir bilince sahip olmasak da her zaman yanımızda taşımak ve her zaman kullanmak zorunda olduğumuz mevcut olandır. Dil bu tür düşüncelerin ana deposudur</em></strong>&#8221; (¶24).</p>



<p>Kendisi çok dindar bir adam olmasına rağmen felsefenin dinin etkisinde kalmasına izin vermez, ancak tekrar tekrar ısrar eder: &#8220;<strong><em>akıl salt içgüdü değildir: aksine, esasen muhakeme ve tefekkür eğilimini içerir.</em></strong>&#8221; İnsanın Düşüşü ve Cennet&#8217;ten kovulduğundan beri alnının teriyle çalışmak zorunda olduğu gerçeği hakkında çok dikkat çekici bir açıklaması vardır: &#8220;<strong><em>Çalışmaya değinirken, onun ayrılığın bir sonucu olduğu kadar, aynı zamanda ona karşı kazanılmış bir zafer olduğunu da belirtmeliyiz.</em></strong>&#8221; (<strong>Paragrafın geri kalanının Marx&#8217;a ne kadar çok benzediğine dikkat edin</strong>). &#8220;<strong><em>Hayvanların, isteklerini tatmin etmek için gerekli malzemeleri toplamaktan başka yapacak bir şeyleri yoktur; insan ise tam tersine, isteklerini ancak gerekli araçları dönüştürerek ve adeta yaratarak tatmin edebilir. Böylece insan bu dışsal şeylerde bile kendisiyle uğraşır.</em></strong>&#8220;</p>



<p>Bu bölümün son paragrafı (¶25) nesnel düşünceyi ele alır ve bu konuyu gerçekten ele almak için bütün bir bölümün gerekli olduğuna karar verir ve aslında sonraki üç bölüm nesnelliğe yönelik üç tutuma ayrılmıştır.</p>



<p>CK: Devam edecek&#8230;</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hegel&#8217;de felsefenin başlangıcı</title>
		<link>https://kaptanacademy.org/hegelde-felsefenin-baslangici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengizhan Kaptan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Jul 2022 19:32:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[hegel]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<category><![CDATA[meta-sermaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cengizhankaptan.com/?p=782</guid>

					<description><![CDATA[Hegel&#8217;in Mantık&#8217;ının başlangıcında bir hata olduğunu bildiren isimler arasında Engels, Kierkegaard, Adorno, Gadamer gibi pek tanınmış isimler de mevcut. Varlık iki türlüdür Hegel&#8217;de: a) Belirlenimsiz Varlık b) Belirlenimli Varlık. Belirlenimsiz Varlık tanımlanamaz. Yapılan her tanım onu belirlemeye yöneliktir ve onu Saf Varlık niteliğinden alıkoyar. Tanım nitelik atfetme olduğu için bu arılık/saflık ile ters düşer; bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hegel&#8217;in Mantık&#8217;ının başlangıcında bir hata olduğunu bildiren isimler arasında Engels, Kierkegaard, Adorno, Gadamer gibi pek tanınmış isimler de mevcut.</p>



<p>Varlık iki türlüdür Hegel&#8217;de: </p>



<p>a) Belirlenimsiz Varlık <br>b) Belirlenimli Varlık.</p>



<p>Belirlenimsiz Varlık <em>tanımlanamaz</em>. Yapılan her tanım onu belirlemeye yöneliktir ve onu Saf Varlık niteliğinden alıkoyar. Tanım nitelik atfetme olduğu için bu arılık/saflık ile ters düşer; bir anlamda hem beyhude bir çabadır hem de saflığı sakatlar. Saf, belirlenimsiz olan Varlık tanımlanamaz olduğu için aynı zamanda &#8216;yok&#8217; hükmündedir de. Haliyle ne Belirlenimsiz Varlık ne de Belirlenimsiz Yokluk üzerine tanımlama yapılabilir. </p>



<p>Peki Belirlenimli Varlık&#8217;a nasıl geçilir? Oluş ile&#8230; Belirlenimli Varlık, Belirlenimsiz Varlık ve Belirlenimsiz Yokluk&#8217;tan Oluş (İngilizce &#8220;Becoming&#8221;) ile meydana gelir ve Belirlenimli Varlık ortaya çıkar.</p>



<p>Karmaşık ve literatürdeki yorumlardan da görülebileceği gibi aklı zorlayan, düşünceyi kavramlaştırmada ve yapılan kavramlarda muğlaklık içeren bir başlangıç noktası seçmiştir Hegel gerçekten de. Tamamıyla soyut bir yerden başlatmak ister Mantık&#8217;ı. Neden düşüncenin kendisi gibi belirli bir şeyden yola çıkmamıştır? Buna verilen cevaplar çok çeşitli olmak ile birlikte eleştirenlerinin kimilerinin de dile getirdiği bir biçimde, Hegel soyut olanı başlangıç noktası seçmiştir. Zira somut olan kendisi içinde çelişki barındırır. Oysa mantıkta Hegel&#8217;in önemli bir kuralı vardır: <em>mantık kendi içkinliğinde gelişmelidir</em> ve ona dışarıdan müdahale edilmemelidir. Bu anlamda Tinin Fenomenolojisi ile ters bir durum oluşturur zira bu içkinlik mantıksal kategorilerin belirlenmesinde esastır (Fenomenoloji&#8217;deki bilincin ve özbilincin değil). Satır arası olarak, Marx&#8217;ın da Grundrisse&#8217;sinde ve Kapital&#8217;inde Hegel&#8217;in bu içkinlik yöntemini uyguladığını ve meta-sermaye sürecinde bu içkinlik ilkesini esas aldığını ifade etmek isterim.</p>



<p>Yine de Belirlenimsiz Yokluk&#8217;un içinde yitip giden bir Belirlenimsiz Varlık&#8217;ın anlaşılması zordur. Örneğin Gadamer, Hegel&#8217;de gerçek başlangıcın Oluş ile başladığını söyler. Dediğini anlamak mümkün: Oluş ile Belirlenimli Varlık ortaya çıktığı için Hegel felsefesinin belki de en önemli unsuru olumsuzlama süreci aşina olunan şekilde devam eder. Oysa Belirlenimsiz Varlık&#8217;ın Belirlenimsiz Yokluk&#8217;ta erimesi pek alışık bir durum değildir (hem aynı nitelikte hem de farklı olmalarına rağmen). Gadamer ise bunun başlangıç noktasının çökmesi anlamına geldiğini söyleyip Adorno ile buluşur eleştirisinde.</p>



<p>Oysa <em>Hegel&#8217;in felsefesinin başladığı yerde bitmesi onun bittiği yerde başlaması anlamına da gelir</em>. Bu benim en sağlıklı bulduğum tespit ve yorumdur.</p>



<p>Şu iki nokta önemlidir: </p>



<p>a) Mantık önvarsayımsız olmalıdır <br>b) Nereden başlanacağı konusunda Saf Varlık en iyi zemindir zira Mutlak Bilme&#8217;yi -tanımlama ve niteliklerinden arındırarak ve soyutlayarak- başlangıca getirebilecek bir özellik arzeder.</p>



<p>Bu şekilde Mutlak Bilgi&#8217;yi başlangıca uygun bir biçimde, bir önvarsayım olmadan koyan Hegel, Mutlak Bilgi&#8217;yi Belirlenimsiz Varlık haline getirirken bu soyutlama ile başlangıç-bitişi aynı noktada buluşturmuş olur. Haliyle hem mantık tamamen soyutlanan bir yerden yola çıkmış hem de bu soyutlama önvarsayımsızlık haline kavuşturulmuştur. Bu konuda David Gray Carlson&#8217;un ifadesi hem tercih ettiğim hem de pek güzel olan bir ifadedir: Hegel&#8217;in Mantık&#8217;ı, Gadamer&#8217;in dediğinin tersine, başlangıç noktası çöktüğü(!) için başarılı olmuştur.</p>



<p>Bu sentetik olarak ifade edebileceğim ve soyutlanmış başlangıc noktası geçilip Belirli Varlık&#8217;a ve onun Nitelik, Nicelik, Ölçü gibi alt-kategorilerine geçtikten sonra daha akıcı bir biçimde izlenir Mantık. Tamamen soyut ve üzerine tanımlama yapılamaz olması nedeni ile Oluş konusu makul bir biçimde değerlendirildiğinde muğlaklığını korumakta olsa da Hegel&#8217;in düşüncenin kendisinden başlatmamak için bu yönteme başvurduğu ortada gibidir. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
